Erdoğan Noyan

Erdoğan NoyanOrtaköy’ün soyu saraya dayanan eskilerinden Erdoğan Noyan, II. Abdülhamid’in muhafızı olan dedesinin anılarını, çocukluğunun Ortaköy’ünü ve bayramlarını bizimle paylaştı. Arnavut kökenli olan Noyan, eskiden Ortaköy’de içme sularının çeşmeden akıtıldığı, Rumlar, Ermeniler ve Yahudilerle dostluk içinde yaşadıkları yılları özlemle anlattı. Şarkıcılığıyla tanıdığımız Engin Noyan’ın da babası olan Erdoğan Noyan, dedesiyle ilgili anılarını Prizren-Dersaadet adlı bir kitapta topladı.

Kitap yazmaktaki amacınız neydi ve dedenizle ilgili ne gibi anılar yer alıyor?

Ben aslında ruh ve sinir hastalıkları doktoruyum. Ancak dedemin saray muhafızlığı nedeniyle o dönem tarihini merak ettim. Elbette ki dedemin anılarını bir kitapta toplamak istedim. Dedem, Sultan II. Abdülhamid’in Yıldız Sarayı muhafızlığına getirilen Prizren taburunda mülâzım Abbas Sırrı Nurko’dur. Nurko ismi Arnavutluk’ta çok yaygın olan Nureddin isminin kısaltılmış olarak kullanılma şeklidir. Prizren taburu, padişah II. Abdülhamid’in güvenliğini sağlamak için saraya getirilen bir birlikmiş. Yıldız Sarayı muhafızlığına seçilen Prizren Taburu, 1885 sıralarında bugün İstanbul Merkez Komutanlığının bulunduğu tarihî Orhaniye Kışlasında görevine başlamış. Prizren Taburu subayları günümüzde porselen fabrikasının, Malta ve Çadır Köşkleri’nin giriş kapısının karşısında bulunan ve Gülistan Yamaçları ismiyle anılan, Ortaköy deresine kadar uzanan alanda kendilerine evler satın almışlardır. Bugün Ortaköy’de Palanga caddesi civarında Fıstıklı Köşk ve Sarıbal sokaklarında İstanbul’un güzel köşkleri bulunuyordu. Büyükbabam binbaşı Abbas Sırrı’nın aldığı ev Fıstıklı Köşk sokağı merdivenlerinin başında idi. Sonradan maalesef ev yandı. Biz de yıllar sonra evi tekrar yaptırdık ve çocuklarımla oturuyoruz.

Osmanlı’da Arnavutlar nasıl yaşardı? Türk kültürüne ne gibi etkileri oldu?

Arnavutlar, Osmanlı devletinin üst düzeylerinde olduğu kadar, diğer hizmetlerde de çalışmışlardır. Otuz kadar Arnavut kökenli sadrazam bilinir. Şurayı- Devlet üyesi, milletvekili, umumi vali, kadı olanlar çoktur. Bu taburun subayları, erbaşları ve erleri kendilerinden önce de gelmiş bulunan Arnavut gruplarıyla Ortaköy-Arnavutköy çevresinde ilginç izler bırakarak yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Bir çeşit düzgün yol yapımı olan ve yanlış olarak Arnavut Kaldırımı olarak anılan yollar, Arnavut Biberi, Arnavut Çileği, Arnavut Ciğeri gibi deyimlerin belirttiği gibi İstanbul Türkçe’sinde de izler bırakmışlardır.

Her ne kadar daha çok bahçe tarımıyla ilgilenmiş gibi görünürlerse de, üst kültür taşıyan birçok Kosova kökenli insan yine aynı tarihlerde İstanbul’da yaşamışlardır. Bunların başında Fraşeri ailesinin üyeleri bir yandan politikada, bir yandan da dilbiliminde büyük çalışmalar yapmışlardır. Gerçek bir dil bilgini olan Şemseddin Sami Fraşeri, Latin kökenli harflere dayalı Arnavut alfabesini Istanbul’da hazırlamış ve günümüzdeki Arnavut yazı devriminin temellerini atmıştır. Oğlu Ali Sami bey Türk sporuna, özellikle futbola yaptığı katkılarla tanınmıştır. Galatasaray kulübü onun ismini Mecidiyeköy’deki büyük stadyuma vermiştir. Sultan II. Abdülhamid’in son sadrazamı Ferit Paşa ailesi ise Vlora soyadıyla Istanbul’un çeşitli yerlerinde yaşamışlardır.

Ortaköy’e ait anılarınız nelerdir?

Istanbul’un ilk tramvayının son durağı Ortaköy’dü. Ayrıca üç büyük dinin cemaatleri mabedleriyle birarada yaşıyorlardı. Büyük bir yakınlıkla yaşayan bu topluluk, insanî ilişkilerin en güzel örneklerini sergiliyorlardı. Bu nedenle Ortaköy’e evimizde Ortak-Köy denilirdi.

O dönemlerde Yahudiler, Hristiyanlar, Rumlarla, Müslümanlar iç içe yaşardık. Şeker bayramı geldiğinde ellerimize alırdık torbaları, onların kapılarına gider şeker toplardık. Onlar bizim, biz onların bayramlarını kutlardık.
Hamidiye Suları’nın Ortaköy içinde yaygın bir dağılımı vardı. Hamidiye suları sokak çeşmelerinden akıtılırdı. Keşke şimdi de öyle bir şey yapılsa… En azından tarihi bir çeşmeden su verilerek, eski zamanlara ithaf edilebilirdi.
Bugün sadece Yıldız Parkı içindeki Çadır Köşkü yanında ve Ortaköy meydanında bulunan demirden yapılmış çok güzel bir şekli olan Hamidiye çeşmeleri, bölgenin su ihtiyacını bolca karşılıyordu. Fransız yapımı olduğu söylenen bu demir çeşmelerden başka, halen Barbaros Bulvarı üzerindeki Ertuğrul Sitesinde bulunan dört musluklu bir mermer çeşme, Osmanlı çeşme yapım kültürünün mükemmel bir örneğini günümüze taşımaktadır. Aynı çeşmenin bir örneği de, bütün o güzel mermer işlemeciliğiyle günümüzde Merkez Komutanlığı sınırları içinde ve Palanga Caddesine çok yakın bir yerde bulunmaktadır.

http://www.besiktasgazetesi.com

Bir Cevap Yazın