Anılarla Arnavutluk ve Arnavutlar: Gelenekler

Geçmiş dönemlerde yazılmış anı türü eserlerde yer alan Arnavut gelenek ve görenekleri

Bir zamanlar Arnavut gelenekleri

Arnavutların kültürel değerlerini en açık bir şekilde ortaya koyan unsurlar, halkın gündelik yaşamını süsleyen ve milli benliğini oluşturan gelenek ve göreneklerdir. Adetleri oldukça geniş ve köklü olan Arnavutların kültürel değerleri eserlerde geniş yer bulmuştur.

Ekrem Bey’in eserinde halkın gelenek ve görenekleri Arnavutluk’a dair üzerinde durulan hususlardan biridir. Misafire değer verme, saygıda kusur etmeme de Arnavut halkının önde gelen geleneklerindendir. Yazara göre; Arnavutluk ‘ta değer görebilmek, “Büyük Bey” olabilmek ve “Büyük Kapı” ünvanını hak edebilmek için misafirperver olmak gereklidir (Ekrem Bey, 32-33.s.).

Yazar bu konuya ilişkin ” Avlonyadaki Çocukluk Yılları” bölümünde hikayeler vasıtasıyla Arnavutların misafirlik anlayışını somutlaştırmaya çalışır. Kendileri de “Büyük Kapı” sıfatıyla Arnavutluk’un en tanınan ailelerinden biri olarak misafirperverlik meziyetine sahiptirler. Şehre bir yabancı geldiğinde kalacak doğru düzgün bir han, otel bulamaz. Çünkü “Büyük Kapı”lar gece gündüz açık olarak her daim misafiri kabule hazırdır.

“Ben bizim evimizde bahçenin ve evin ana kapılarının kapalı olduğuna asla şahit olmadım. Her dileyenin hiçbir formaliteye tabi olmadan içeri girebilmesi için gece gündüz açık tutulurlardı” (Ekrem Bey, 33.s.) diyen yazar, Arnavutluk’un dile getirilebilecek en ağır beddualarından birinin “kapısı kilitlene! (T’u mbyllt dera) ” olduğunu da söyler. Hatta Avlonyalıların evinde misafirler için özel odalar, eşyalar bulunmaktadır:

“Eve gecelemek için misafir geldiğinde ki bu her gün olurdu, atları ahırlara götürülür, hizmetkarlarına kalacak yer gösterilir, kendisi de dilediği kadar olmak üzere ağırlanır ve barındırılırdı. Yukarıda sözünü ettiğim odalarda bu amaçla bulundurulan yedek ataklar, geceleri salonlara serilirlerdi. Bu misafırperverliğin ne kadar işe -ve karışıklığa – neden olduğu kolaylıkla tahmin edilebilir. Bu geleneğin daha önceki dönemlerde çok daha büyük ölçekte uygulandığını da unutmamak gerekir. Avrupai kavramlar ve ekonomik nedenler, bu geleneği önemli ölçüde kısıtlamıştır. Büyükbabam Mustafa Paşa, Sadrazam Ali Paşa’m (1850-1858) sık sık gecelediği evinde, her gece farklı kategorilerde 300 yatağın misafirler için hazırlandığı anlatırdı. Amcam İsmail Kemal Bey, Avlonya’da ikamet ettiği (19121914) bir dönemde, gençliğinde (1850-1960) pazar kurulduğu günlerde (Perşembe) konağımızda 200 kişinin yemek yediğini, biraz da sitemkar bir edayla anlattnıştı” (Ekrem Bey, 34.s.).

Evin selamlığında erkek misafire gösterilen hürmet haremde kadın misafire de gösterilir. Evde misafire yapılan hizmetleri anlattıktan soma yazar, sözü ev sahibinin davranışlarına getirir. Misafire karşı daima güler yüzlü olunması gerektiğini anlattıktan sonra; en ufak bir bıkkınlık, yorgunluk gösterilmesinin büyük ayıp olarak nitelendirildiğini belirtir. Arnavutların misafire gösterdiği ihtimam “Arnavutluk’a Geri Dönüş” bölümünde tekrar karşımıza çıkmaktadır. Sofranın baş köşesinin, yemeğin en güzel bölümünün, etin yağlı kısmının misafire ayrılmadığını anlatan yazar, Arnavutların misafir anlayışım örneklendirmeye devam eder:

“Arnavutluk’ta koyunun kuyruğu şeref misafirine aittir; tam dibinden kesilmiş olarak, şekli bozuk bir piramit gibi misafirin önünde yükselir ( … ) Misafirine yağsız, kuru et ikram etmeye cüret edip’yüzünü karartacak’ olan Arnavut ev sahibinin vay haline!” (Ekrem Bey, 202.s.).

Misafirine ikramda kusur eden ev sahibinin cimri olarak algılanacağını ve ayıplanarak itibarını kaybedeceğini belirtir. Misafirin mevkiine, asaletine ve yaşına göre etin yağ oranı değişmektedir. Ayrıca Arnavutluk’ta ev sahiplerinin misafirini yolcu ederken silahla karşılayıp uğurlaması da bir adet olarak gösterilmektedir. Misafirin önemine göre atılan fişek miktarı da değişmektedir (Ekrem Bey, 204.s.).

Arnavutluk’ta akrabalar arası evliliğin yasaklanması konusuna da değinen yazar, bu yasağın geleneksel Arnavut hukukundaki yerini anlatır: “Halk, kan bağı bulunan akrabalar arasında evliliği imkansız kılan çok katı kurallara, bir tür ‘impedimenta matrimonnii’ye [evlenmne yasağı] tabi idi.

Hatta altıncı ve yedinci dereceden kuzenler arasında bile evlilik çok zordu” (Ekrem Bey, 75.s.) Aile içi evlilik Arnavut toplumunda “ahlaksızlık” olarak nitelendirilmektedir. Ancak üst tabakadan aileler arasında bu kural bir nebze de olsa hafiflemiştir.

Laberili kadınların yas tutma adetleri de yine Arnavutluk’un kültürel değerlerinden biridir. Dul kalan kadının kocasının yasını ölene kadar tutması, oğlunu kaybeden annenin bir yıl boyunca her sabah ağlayarak evladını anması ve siyah elbiselerden çıkmaması “yas tutma” anlayışının bir getirisidir.

Yazar, “yas tutma geleneği”ni şu şekilde izah etmektedir:

“Arnavutluk dağlarının, özellikle de Laberi dağlarının kadınları, hayatlarındaki sıkıntıların yanı sıra, bir de kabilenin ‘matemini’ tutmakla görevliydiler. Bir dul, tüm yaşamı boyunca kocasının matemini tutardı. Oğlunun (hele tek oğul ise) matemi daha karmaşık bir meseleydi: Bir yıl boyunca her sabah ölünün ardından ağlanması gerekirdi, sonra bu ağlama işi her yıl dönümünde bir yapılır, bu arada ağıt da yakılırdı. Kadın varlıklıysa ve çalışmasına gerek yoksa, üç yıl boyunca evioden ayrılamazdı. Bu arada elbette tepeden tıroağa siyahlara bürünüyordu. Bu esnada bir başka akraba daha ölecek olursa, matem seremonisine baştao başlanıyordu. Laberi dağlarının kadınlarının ‘matemden’ asla çıkaroadıkları, bir gerçektir; özellikle de yaradılışın efendilerinin o dağ yöresinde birbirlerini vurarak vakit öldürdükleri dönemde. Bu nedenle siyah matem giysisi kadanıların geleneksel giysisine dönüşmüştür; kızlar ise yas tutmazlar, beyaz ve kırmızı yünlü kumaşlara bürünürler” (Ekrem Bey, 105.s.).

Arnavutların böylesine teferruatlı matem geleneklerinin olması şüphesiz cenazeye saygıdan ileri gelmektedir. Ayrıca “intikam” konusunda hassas olan Arnavutlar, bir kan davası, cinayet… vs. mevzu bahis ise intikamı alınan ölünün ardından yas ayinine farklı bir şekilde devam ederler. Artık yasın yerini sevinç gösterileri alır, ikramlar yapılır, şarkılar söylenir. Bir müddet devam eden bu fasıl sona erince hüzün faslı yeniden başlar:

“Bu arada, bir ölünün ardından ağlamaya, dövünmeye, ancak onun intikamının alındığı günden itibaren başlanır. İntikam alınır alınmaz, ölünün ailesinin kadınları sevinç içinde dans etmeye başlar. Kahramanlık şarkıları söylenir ve tatlı ikraroı yapılır. Sonra bu sevioç gösterileri ansızın son bulur, kadınlar sözde bir tabutun etrafına daire şeklinde oturur, on yıl önce vurulmuş olsa dahi, ölünün ardından ağlayıp sızlamaya başlar” (Ekrem Bey, 105.s.).

Hatıratında, Arnavutların savaş geleneklerine de sözü getiren yazar; savaşta ganimet (plaçka) toplamanın Arnavutlar için bir adet olduğunu belirtir. Ganimet toplama işi “Code d’honneur”e (şeref yasası) tabiidir. Düşmana ait ne varsa almak takdire şayan bir hareket olarak gösterilir. Ancak kadın ve çocuklara ait mala mülke dokunmak ise adi bir hırsızlıktır.

“Tanrı tarafından erkeğin şerefine emanet edilmiş olan el sürülmez varlıklar” şeklinde adlandırılan kadınlara ve çocuklara -düşman dahi olsalar her Arnavut saygı göstermekle yükümlüdür:

“Arnavut inancına göre savaş esnasında düşmanın karısıyla uygunsuz ilişkiye giren biri ‘Mermiyle vurulacak, kılıçla kesilecek ve hançerle deşilecektir’, çünkü ‘günah ve ayıp, ölümü mıknatıs gibi çeker’ ” (Ekrem Bey, 315.s.).

Ganimet toplama işinde kadınlar ve gençler de Arnavut askerlerine yardım eder. Su ve yiyecek taşır, yaralılara yardımcı olur ve zaferle birlikte ganimetten paylarına düşeni alır:

“Laberi kadınları bu amaçla savaş baltasına (nacak) bağladıkları uzun bir kenevir ipi bellerine dolarlar. Götürülebilecek ber şeyi kaşla göz arasında sırtlarına bağlayıp, bazen saatlerce süren bir yürüyüşle köylerine taşırlar. Hatta kadınlar kocalarının korumaları altında, çalınao surüleri bile güderler. Bu tür çok ilginç savaş salınelerine 1912’de Çameri’de, 1909’da Gilao Karadak’ında, 1910’da Djakovica ve İşkodra Malsia’sında, 1914 ‘te Myzeqe’ de neredeyse aynı şekilde şahit olmuşumdur” (Ekrem Bey, 315 .s. ).

Arnavutlara özgü bir and içme olan “besa yemini”ne de kitapta yer verilmektedir. Besa yeminine ait bir hikaye anlatan yazar bu yeminin Arnavutların onurunu temsil ettiğini vurgular (Ekrem Bey, 235-236.s.).

“Yeminli vaad” anlamına gelen “Besa”dan Bilinmeyen Arnavutluk ‘ta bahseden Çetiner de bu geleneğin toplumsal hayattaki yerine değinir. Müslümanlar arasında bir nevi namus sözü değerinde olan besa kelimesinin bir kez söylenmesi dahi yoldan dönülmez bir vaad hükmü taşımaktadır. Arnavutların kan
davası, besa adetlerinin ve bazı batıl inançların hala korunuyor olmasını okur yazarlık oranıyla lişkilendiren yazar, toplumun yüzde 90’ının okuma bildiğini söylemektedir. Zira eğitim seviyesi arttıkça bu tarz geleneklere olan rağbet de azalmaktadır. Ayrıca topluma zararı olan kan davası gibi adetleri engellemek için hükumet de var gücüyle çalışmakta fakat taşrada tam anlamıyla muvaffak olamamaktadır (Çetiner, 52.s.).

Arnavutların gelenek ve göreneklerine Dukaginler vasıtasıyla da değinen Çetiner, halkın geleneklerine oldukça bağlı olduklarının altını çizer. Arnavutların geleneksel aşiret kuralları bir zamanlar Drin nehrinin doğusunda kuvvetli bir prenslik kurmuş eski bir Arnavut ailesi olan Dukaginlere dayanır.

Dukagin kanunlarının temel prensipleri ise şu başlıklar altında sıralanmaktadır:”

‘Ailenin birinin veya dost (misafir) öldürülmesi, eve tecavüz edilmesi, bir yabancının silahının alınması, vadedilen kızın verilmemesi, borcun ödenmemesi, sözle veya herhangi bir şekilde tecavüz edilmesi halinde Dukagin Kanuna göre, karşı taraftan kan istemek bunu yapanı öldümıek mubahdı! …”(Çetiner, 10.s.).

Kan davası ne kadar toprak yüzünden gözükse de Dukagin kanunlarında bahsedilen bu gibi sebepler aileler arasında husumete ve kan dökülmesine sebep olmaktadır. Kan davasının oldukça yaygın olduğu Arnavutluk’ta intikamın alınması da belli kaidelere bağlıdır. Arnavutluk’ta “ev gölgesi” kutsal sayılır ve intikamın alınacağı yerin bir evin gölgesi olmasına dikkat edilir. Ayrıca öldürülen kimsenin silahı alınmaz.

Kan davalarında kutsal kabul edilen “beşik” davanın bitirilmesinde önemli bir vazife yüklenmektedir. Kadınlar her iki tarafta barış istedikleri zaman beşiği ters çevirerek kavgayı durdurur ve aileler arasında barış ve sükunet sağlanır. Bu adette beşik kavramı kadar kadınların da ne kadar önemli bir vazife yüklendiği, kadına ailede ne derece önem atfedildiği açıkça görülmektedir.

Bilhassa kuzey Arnavutluk’ta yaşayan Gegalar arasında bir felaket halini alan kan davalarında kadınlar, kocalar ve kendisini savunamayacak durumdaki gençler bu davanın dışında tutulmaktadır (Çetiner, 51-52.s.).

Arnavutlar arasında namus kavramı da oldukça hassas bir konudur: “Gayrimeşru münasebette bulunan bir kadın ananeye göre, ölüm cezasına çarptırılır. Bir koca karısını zina halinde yakalarsa, her ikisini de aynı tüfekle ve aynı zamanda öldürmeye mecburdu. Zina yapan kadının ailesi, onları öldüren kocaya mükafat olarak bir kurşun verirdi” (Çetiner, 51.s.).

Kazım Nami Duru da eserinde Amavutluk’un kültürel izlerine dair gözlemlerine yer verir. Dukagin kanunları üzerinde duran yazar, silaha verilen değeri ve kan davasını anlatır. Bu adetler gereğince, kasabanın içinde silah taşınmazken dışarıda silahsız gezmek ise kusur olarak nitelendirilir. Her evde piştovdan başka, berdenka, martin, manhiler ve mavzer bulunmaktadır. Bu gözlemlerini aktaran yazara göre; Gega Arnavutları arasında hüküm süren kan gütme adetinden başka bir kötü adet yoktur. (Duru, 5-6.s.).

Bu gelenekler arasına misafire gösterilen hürmeti de ekleyen yazar, Arnavutların misafirler için ipek elbiseler dahi dokuduğunu söyler: “Tiranlılar, yabancılara saygı gösterir, konuklarını çok iyi ağırlarlardı. İpekten çok güzel kumaşlar dokurlar, bundan kadınlar şalvar yaparlardı. Bir şalvar, giyenin haline göre, on ikiden yirmi arşına kadar ipekli kumaştandı” (Duru, 6.s.).

Akrabalık ve dostluğa büyük değer atfeden Arnavutların gelenek, görenekleri de yine bu olgular çerçevesinde gelişmiştir. Bu hususta İsmail Kemal Bey’in hatıratında Arnavutların adetlerine dair değerlendirmelere rastlanmaktadır. yeni doğan bir bebeğin ailenin bütün üyelerine gösterilmesi ve ailenin en yaşlı kişisinin bebeğin adına karar vermesi Arnavutlar arasında yediden yetmişe ailenin her ferdine ne derece değer verildiğini göstermektedir. Yine bebeğin büyüme evrelerinde de ailenin bir arada
olmasını sağlayan etkinlikler ön plana çıkmaktadır ki “Aya Nikola” da bunlardan biridir:

“Çocuk yedi günlük olunca, bütün akraba ve dostlar özel bir tatlının ikram edildiği bir yemeğe davet edilirler. Pek şaşalı yapılan bir diğer özel tören ise, birinci yılında çocuktan bir tutam saç kesilmesidir. Bu iş için çocuğun babası bir dostunu seçer; Müslüman ise bir Hristiyan dostunu, Hristiyan ise bir Müslüman dostunu seçer. Kesilen bir tutam saç bir altın ya da gümüş parayla birlikte bir cüzdana koyulur ve hatıra olarak saklanır. Bu, çocuğun ve söz konusu dostun ailesi arasında manevi bir bağ kurmak için yapılır ve bu şekilde iki aile, bir saldırı halinde birbirlerine yardım etme veya diğerinin intikamını alma yükümlülüğüne girmiş olurlar. Hem Müslümanların hem Hristiyanların Aya Nikola dedikleri bu bağ dağlılar arasında özel itibar görmektedir. (İsmail Kemal Bey, 247-258.s.).

Yazar; Aya Nikola dışında “besa”dan ve Arnavutlar arasında yaygın olan “vlam” adlı kan kardeşiliğinden de balıseder. Hatıratında bu bağın, parmağını kesen iki gencin birbirlerinin kanını emerek oluştuğunu, manevi bir kardeş misali iyi günde, kötü günde beraber olarak ailevi bağlar kurduklarını ve bu bağın asla bozulmadığını anlatır. Bu geleneklerden yola çıkarak İsmail Kemal Bey, Arnavutluk’ta Hristiyanlarla
Müslümanların sosyal ve kültürel bağlarının ne derece kuvvetli olduğunu vurgulamıştır.

Arnavut milletinin sözüne sadık, bağımsızlığına düşkün, vatanperver, dostluk yanlısı bir karaktere sahip olduğunun altını çizerek görüşlerini tarihten örnekler vererek de somutlaştırmıştır.

Halkın milli benliğini oluşturan, gündelik yaşamını şekillendiren adetler Arnavutların hayatında oldukça önemlidir ki hatıralar da bu durumu açıkça ortaya koymaktadır. Ekrem Bey, İsmail Kemal Bey, Yılmaz Çetiner ve Kazım Nami Duru’nun eserlerinde Arnavutların kültürel değerlerinin önemli bir paydasını oluşturan gelenek ve göreneklerin hususi yer kapladığı görülmüştür.

 

HAZIRLAYANLAR

Prof. Dr. Abide DOGAN
Bahanur GARAN’

BİLKENT ÜNİVERSİTESİ & TİRAN ÜNİVERSİTESİ
25-28 EYLUL 2013 TİRAN – ANKARA

Bir Cevap Yazın

  1. Bir zamanlar Arnavut gelenekleri Anılarla Arnavutluk ve Arnavutlar: Gelenekler için yorumda bulun

    Anılarla Arnavutluk ve Arnavutlar: Gelenekler için henüz bir yorumda bulunulmamış! Hemen üst alanda bulunan formu kullanarak Anılarla Arnavutluk ve Arnavutlar: Gelenekler için ilk yorumu yapabilirsin.