İstanbul Üniversitesinin İlk Rektörü
HOCA HASAN TAHSİN
On beş yirmi etnik toplumlardan oluşan 5-6 yüzyıllık Osmanlı
Devletinde en çok kaynaşıp kan kardeşi durumuna gelen Doğulu
Türklerle Balkanlı Arnavutlardır.Tarihçi Mehmet TEVFİK’e
göre : ‘’Osmanlı Birliğinin bir kolunu Doğuda (Anadolu’da)
Türkler ve diğer kolunu da batıda (Balkanlarda) Arnavutlar
sağlıyordu.’’ XVII.yy.da İslam dinini ve özellikle Bektaşiliği
benimseyen Arnavutlarla Türkler akraba olmuşlardı ve bu
nedenle nice Türk ve Arnavut aydınları, hocaları,komutanları,yöneticileri
ve bilim, sanat ve irfan adamları devleti idare ediyorlardı.
Türklerle Arnavutlar arasındaki Kardeşlik köprüsünün bir
siması da, 1868 yılında açılan İstanbul Darülfünununun
(Üniversitesinin) ilk ‘’Emini’’ (Rektörü) Arnavut asıllı
Hoca Hasan TAHSİN’dir. 22 Mart 1992 de ilk serbest seçimle
çok partili hayata geçen Arnavutluk’ta ‘’Hoca hasan TAHSİN
Arnavut-Türk Dostluk Derneği’’ ünlü bilim adamının doğum
yıldönümü vesilesi ile 10 Ağustos 1993’te Tiran’da bir
anma günü düzenlendi.’’Mehmet Akif Türk-Arnavut Kolejinde’’
yapılan sempozyumda işlediğimiz uzun bir konferansın özetini
BESA okuyucularına sunuyoruz. Güney Arnavutluk’ta Yanya
ilinin Çamlık bölgesinde Filat ilçesinin Ninat köyünde
7 Nisan 1811 tarihinde doğan Hasan TAHSİN, müderris ve
müftü Osman efendinin oğludur.Hasan TAHSİN ilköğrenimini
babasından özel olarak aldı,sonra evcek İstanbul’a göçtüler.Medresede
okurken, Hasan TAHSİN en zeki ve uslu öğrencilerdendi.
Tanzimat idaresi 1845 den sonra açmayı düşündüğü Öğretmen
okulu ve Üniversite için Avrupa’ya öğrenci göndermeye karar
vermişti.28.8.1857 tarihli ‘’Ceridei Havadis’’ te yazıldığına
göre: ‘’Osmanlı sefaretindeki memurların çocuklarına Türkçe
dersi vermek ve açılması düşünülen İstanbul Üniversitesine
Öğretim görevlisi hazırlamak maksadıyla Hasan TAHSİN ile
Selim SABİT Paris’e gönderildi. Fransızca’yı iyice öğrenen
Hasan TAHSİN, zamanın yeni bilimlerinden biyoloji,kimya,fizik,jeoloji,kozmoğrafya,sosyoloji
ve psikolojiyi adamakıllı inceleyip uzmanlaştı.Bu arada
Osmanlı Sefaretinde de imamlık yapıyordu.Pozitif bilimleri
inceledikten sonra Hasan TAHSİN,laik bir Müslüman bilincine
erişmişti. İstanbul Darülfünunu bir türlü açılamıyordu,çünkü
ne hoca, ne program ve ne de ders kitapları vardı.Paris’e
gönderilenler, müstebit Padişaha karşı tavır alıyorlardı;Londra,Paris
vb. merkezlerde saltanata karşı siyasal örgütler kurmuşlardı.
Laik ve demokratik idare sistemi Namık KEMAL vs. gibi aydınlarca
savunuluyordu.Ziya Paşa :’’Öğrenmek ister isen cihanı Öğrenmeli
Avrupalı lisanı ‘’diyordu.Ne var ki, Avrupa uygarlığının
merkezi neresi idi?...Bizim Hoca H.TAHSİN şu cevabı veriyordu:’’Paris’e
git hey efendi aklüfikrin var ise; Aleme gelmiş sayılmaz
gitmeyenler Paris’e !..’’ Hasan TAHSİN yurda döner dönmez,
İstanbul Üniversitesinin açılmasına memur edildi;ve Avrupa’da
öğrendiği modern konuları işlemeye koyuldu. Başöğretmen
durumundaki rektör Hasan TAHSİN, bir gün, havadaki oksijen
ile azotu ispatlamak için öğrencilerin ve meraklı halkın
gözleri önünde su dolu bir tabağın ortasında yanan mumu
bir kavanozla kapattı ve yanan mum sönmeye yüz tutunca,
su seviyesi yükselerek kavanozun beşte birini yani %20
sini kapladı.Bu olay, havanın % 20 oranında oksijenden
ve diğer kısmının yani % 78,1 inin azottan vs.den oluştuğunu
gösteriyordu. Bizim objektif görüşlü hocamız Hasan TAHSİN,
başka bir deneyle,oksijeni göstermek için bir kuşu kavanozun
içine koydu, kavanozu kapattı ve kuşu öldürdü. Aktif metotlarla
işlenen bunlara benzer konular sağduyu sahibi halk tarafından
ilgiyle izlendi, beğeniliyordu.Fakat azınlıktaki bir bölüm
ve özellikle temel öğretimden yoksun öğrenciler olumlu
karşılamadılar. İlerici hocamız H.TAHSİN dinsizlikle suçlandı,
adını çıkardılar.’’Kuşu öldüren hoca ,kim bilir yarın insanlarıda
öldürecek…’’ dediler.Bu durum, aydınlar nezdinde değerlendirildi
ve denildiki: ‘’Üniversitede halka aydınlatıcı bilgiler
vermek yararlıdır.Ancak temel öğretimden yani ilk ve orta
okuldan yoksun olan ülkede, üniversite öğrencileri nasıl
ve nereden bulunacak?....’’ Bu doğrultuda, daha sonraları
M.E.Bakanlığı yapmış olan Emrullah Efendi, Tanzimatın eğitim-öğretim sistemini
kökleri gökte ve dalları yerde olan kutsal bir ağaca (‘’Tuğba
Ağacı’’na) benzetmişti. Rektör Hasan TAHSİN tarafından
yönetilen İstanbul Darülfünunu halk için gece konferansları
da düzenlenmişti.Halk öğretmeni Hasan TAHSİN bir ramazan
gecesinde ilerici bilim adamı Cemalettin Efganiyi pratik
sanatlar konusunda konferans vermeye davet etmişti. Zamanın
Maarif Nazırından da ‘’olur’’alan Efgani, konuşmasında:
‘’Peygamberlikte bir yönetim sanatı, tekniğidir’’ deyince
kıyametler koptu.Konuşmacı Şeyhülislama şikayet edildi.Bu
sebepten ötürü bizim ileri görüşlü bilim adamı Rektör Hoca
Hasan TAHSİN de Üniversiteden kovuldu, 1871 den 1900 yılına
kadar üniversite kapalı kaldı. Ufak bir emeklilikle yaşayamayan
Hoca H.TAHSİN’in Darülfünun dışında ders vermesine izin
verdiler.Hocanın dostları ona öğretmen okulunda astronomi
ve kimya dersi vermesini sağladılar.Ayrıca H.TAHSİN, Babıalideki
vakıf okulunda özel dersler vermeye başladı.Hoca bu özel
okulda tarihten,sosyolojiden,demokrasiden, psikolojiden,
kozmoğrafyadan, biolojiden, astronomiden, edebiyat ve sanattan
rahat rahat konuşabiliyordu.Onun derslerini Vatan şairi
Namık KEMAL dilci ve edebiyatçı Şemsettin SAMİ kardeşler,
diplomat Avlonyalı İsmail KEMAL , ünlü vali İşkodralı Vasa
Paşa , Şairiazam Abdülhak HAMİT…gibi ünlüler de izlemiştir.
Paris’te on yıl pozitif bilimleri tahsil eden Hoca Hasan
TAHSİN edebiyatta da güçlü idi.Üniversiteden kovulduğunu
şöyle protesto etmişti:’’Cehalet mültezem kesbi kemaldir,cünhamız
bildim.İlahi, cürmi tahsili ilimden tevbeler olsun!..!!
H.TAHSİN dosdoğru yürüyordu, dedikodulara pek kulak asmazdı.Neki
kendisine ‘’Gavur=dinsiz’’ denildiğini duyunca, insafsızlara
şu anlamlı cevabı verdi: ‘’Bana bildin dedi erbabı garez,
İrtikap eylediler kizbi heman. Ben dahi onlara ‘’dindar’’
dedim, Yalanın karşılığı oldu yalan.’’ Hiç evlenmemiş olan
idealist bilim adamı Hoca H.TAHSİN bedenen çok zayıflamıştı,
vereme yakalanmıştı.Fakat geç olmakla birlikte,dostları
ve öğrencileri onu yalnız bırakmadılar.Münif Paşa, Erenköydeki
köşkün bir odasına yerleştirdi.Ne varki, İstanbul Üniversitesinin
ilk rektörü ve değerli bilim adamı Hoca Hasan TAHSİN ,6
Şaban 1298 (1881) tarihinde bir pazartesi günü çok sevdiği
Osmanlı yurduna ve halklarına garip garip veda eyledi…8
Şaban tarihli Vakit gazetesinin yazdığına göre : İçerenköyde,
Bektaşi Tekkesine yakın Şemsettin SAMİ ve Naim FRASHERİNİN
sonradan gömüldükleri ‘’Sahrayicedit Mezarlığına’’ defnedildi.Bir
kişi Münif Paşaya : ‘’Hocanın kabrine demirden bir kubbe
yaptırılırsa iyi olur ! ‘’ deyince,Paşa : Alem habbeyi
kubbe yapıyor, Hocaya kubbe yaparsan, kimbilir ne yaparlar
?’’ cevabını vermişti.
HOCA HASAN TAHSİN İÇİN NELER DEMİŞLERDİ ?
Hoca Hasan TAHSİN’in mukadder ölümü, tüm ilerici aydınları,yazarları,
ozanları çok üzmüştü.Hemşerilerinden ve öğrencisi sayılan
Büyük Türkolog Şemsettin Sami FRASHERİ, çıkarmakta olduğu
HAFTA dergisinin 1881 gün ve 5-6 sayısında kısa fakat gayet
özlü bir yazı yayınladı.Yine aynı Türkolog-Yazar , bizzat
hazırladığı KAMÜSÜL’ALAM ansiklopedisinde Hoca H.TAHSİN’E
yer ayırdı.(İst.1894, 3.cilt,s.1628-29).O yazıda şöyle
deniyordu:’’…Hoca H.TAHSİN kitaplarını daima koltuğunda
ve ellerinde tutuyordu.Teknik ve Mekanik cihazlar ve kitaplar
arasında yaşadı.Evi bir Laboratuarı andırıyordu.Boş sözlerden
hoşlanmazdı.Türkçe ve Arnavutça’dan başka , Fars’ça,Arap’ça,
Fransız’ca dillerini su gibi biliyordu…Ender bir bilim
adamı idi,zamanın en iyi bilim adamlarındandı, geleneksel
ve modern bilimlere vakıftı…’’’ Hocanın öğrencilerinden
olan Şaririazam Abdülhak HAmit TARLAN , ölüm haberini alır
almaz,150 mısralık içli bir Mersiye kaleme aldı.Kısmen
sansüre uğrayan bu şiir, Ş.Sami’nin HAFTA dergisinde yayınlandı.
Hoca H.TAHSİN’in yakın dostlarından Maarif Nezareti Müfettişlerinden
Nadiri FEVZİ, Hocanın kimi bilimsel yapıtlarını yorumlayarak
1891-93 yıllarında yayınlamıştı. Bereketzade İsamail HAKKI’da
‘’yağdı Mazi’’ adlı anılarında Hocanın sitayişle bahseder.
Şemsettin Saminin kardeşi ve Maarif Nezareti Talim-Terbiye
azasında ozan Naim FRASHERİ’de, Hoca H.TAHSİN için içli
bir Ağıt yakmıştı. Abdülhamit döneminde Hoca H.TAHSİN’in
ölümünden sonrada bahsetmek, onun hakkında olumlu yorum
yapmak çok tehlikeli idi.Nitekim, M.Eğ.Müfettişi Nadiri
FEVZİ’de, 1909’da ipe çekilmişti. 1908 Meşrutiyet Hürriyetinden
sonra, Hoca H.TAHSİN’in hizmet ve çalışmaları unutulmadı.Gerek
kısmen özgürlüğe kavuşan Arnavutlar ve gerekse aydın ve
vatansever Türkler, Hoca için dikkate değer yazılar ve
incelemeler yayınladılar.1911 yılında İstanbul’da Türkçe
Arnavutça yayınlanan ARNAVUT-SHQİPTARİ adlı almanakta Debreli
Filozof Dr. Rıza Tevfik BÖLÜKBAŞI çok uzun ve ilginç bir
inceleme yayınladı, Hocanın hayat ve eserlerini yorumladı.Aynı
Yıllıkta, almanak sahibi Ohrili İbrahim NACİ veya Derviş
HİMA’da özlü bir yorum yapıyordu. Cumhuriyetten sonra,
Hoca H.TAHSİN için kitap, dergi ve gazete sayfalarında
sayısız yazılar yayınlandıki, biri çıkıpta Doktara tezi
olarak inceleyecek olursa, koskoca ciltleri dolduracak
metinler meydana gelir.
HOCA HASAN TAHSİN’İN MESLEKİ HİZMETLERİ:
Tanzimat döneminin çok kritik ve bir geçiş döneminde hizmet
gören Hoca H.TAHSİN çok yönlü, geniş kültürlü, ileri görüşlü,
realist, humanist, pozitivist, finalist, din yönünden laik
ve vatansever karakteri ile Osmanlı camiasını oluşturan
toplumları birleştirmek, aydınlatmak, ülkeyi bir bütün
olarak Batı düzeyine çıkarmak emelinde idi.Batı’yı uygarlık
düzeyinin en üstüne çıkaran pozitivist düşünce ve objektif
bilimleri, Doğu dünyasınada kazandırmak istiyordu. Rahmetli
Hoca H.TAHSİN, öncelikle çok iyi bir öğretmen, yapıcı ve
yaratıcı bir pedagok ve bilim adamı idi. Ne yazık ki: Böylesi
değerli, birleştirici,kaynaştırıcı ve İstanbul Üniversitesinin
ilk kurucusu ve Rektörü için, İstanbul Üniversitesi nasıl
olurda bu güne değin Monografik bir eser yapmadı? Niçin
büstünü veya heykelini Üniversite kampus ünde dikmedi ?
ACABA, CEFAKAR Hoca H.TAHSİN, İSTANBULDA BİR ÜNİVERSİTENİN
UNVAN ADINI ALMAĞA LAYIK DEĞİLMİDİR ?....
K
aynak:Türk Arnavut Kardeşliği Derneği
DIGER ARNAVUT BÜYÜKLERIMIZ |